Foto Galeri WebTV
AYYILDIZ TOROS | KADINA ŞİDDET VE ÇOCUK İSTİSMARLARI
 
 
KADINA ŞİDDET VE ÇOCUK İSTİSMARLARI
14.08.2017 17:38:00
İDRİS AYDIN
  .

      İDRİS AYDIN'IN ARAŞTIRMACI-YAZAR TUNCER GÜNAY İLE RÖPORTAJI

 

İDRİS AYDIN - Geçtiğimiz yıllarda kadına cinsel şiddeti ve çocuk istismarlarını önlemek için  kadın milletvekillerinden bazı teklifler geldi. Kimyasal hadım, elektronik kelepçe, evden uzaklaştırma, hapis gibi. Bunlarda sadece evden uzaklaştırma uygulanıyor sanırım. Ancak bir başka öneri de, ileriye dönük çözümler arasında en akla yakın olanı gibi geldi bana, o da erkeklerin askerde eğitilmesi. Bunlardan hangisi çözüm sağlar sizce?

 TUNCER GÜNAY- Kimyasal hadım işi bizim ülkemiz için palavra bir hevestir. Güya seksomanyak sapıklara, eğer razı olurlarsa ilaç vererek onların cinsel istek ve dürtülerini azaltmaya çalışacaklarmış. Aman ne rahatlatıcı ve ne güzel! Peki, bu ilaçları nerede kimler verecek? Kimler nasıl takip edecek? Her türlü hile üretme ve kurnazlık konusunda tilkileri, iblisleri  bile kıskandıran böyle insanların bu ilaçları alıp almadıklarının kim takip edecek ve garanti edecek?

 Hadım etmek bir çözüm olarak öneriliyorsa ki bana göre tam bir çözüm değildir, o zaman neden daha kestirme ve pragmatik olanı düşünmüyoruz?  Neden Batı ülkelerinde olduğu gibi, ''ya ömür boyu hapis ya özgürlük ama özgürlüğün önünü kestirmene bağlı'' diyerek bir şart getirerek ya da  mahkeme kararı ile cerrahi işlem yaparak hadım etmeyi düşünmüyoruz?

 İDİS AYDIN- Vicdanınıza soruyorum; bunları direk idam etmeyi düşünsek çok mu vahşi olur? Yani bence ilahi adalet olur da'...

 TUNCER GÜNAY- Herkesin aklından bu geçiyor, benim de ama'... İşte bir de aması var. İdam, geri dönüşü olmayan, verilen karar şayet yanlış çıkarsa ki, yargı tarihinde binlerce örneği var, bir daha kişiyi geri getirmeyecek olan çok ağır ve nihai bir uygulamadır. Kaldı ki Türk mahkemelerinde verilen her 10 hükümden 8 tanesi itiraz edildiği için temyize gidiyor ve hakikaten de bir çoğu hüküm yanlış verilmiştir denilerek bozuluyor. Şimdi böyle yanlış kararlar veren mahkemelerin  verecekleri idam cezasının haklı ve doğru olduğuna nasıl güveneceğiz. Ayrıca Avrupa Birliği'nin bu konuda sıkı takibi ve blokesi var. Bu hükmü ceza kanunlarına sokamazsın diyor. Anayasa Kararı var. Bizde idam yoktur, olamaz diyor. Nasıl  olacak şimdi bu idam işi?

       O zaman yapılacak olan şudur, eğer idam veremiyorsak bile hapis ve hücre cezaları hakikaten çok ağırlaştırılsın, adamın cinsel hayatının  dinamik bir bölümü içerde geçsin ki çıktığında aynı fiili işleyemesin. Ayrıca yapanı bin pişman ettirsin, yapmaya heveslenenleri de caydırsın'...  Benim acil önerim bu gibilere öncelikle hiç gözünün yaşına bakmadan mahkeme zoruyla  cerrahi hadım uygulanmasıdır.

 Elektronik pranga işi iyi ve doğru bir seçimdir. İyi, sağlam bir izleme ve müdahale ağı kurulursa İngiltere ve Amerika'daki gibi başarı sağlanabilir. Ancak çok pahalı bir uygulama olup, hazinenin yükünü epey arttıracaktır. Çünkü bu ülkede 1960 yılından itibaren polis kayıtlarına girmiş veya yargılanmış olan 7 milyon tecavüzcü ya da tacizci cinsel sapık ve katil vardır ki bunların 3 milyonu hala hayatta ve aramızda olup büyük bir kısmı cinsel mesai yapmaya muktedir haldedir. İyi anlaşılmamış olabilir. Bir daha vurgulayarak söylüyorum; bunların halen yaşayan ''3 milyonu cinsel mesai yapacak yaşlardadır ve bunların en az 30 bini çocuklara musallat olmuş ve şimdi pusuda olan yaratıklardır. Şimdi söyleyin bakalım çok pahalı bir sistem gerektiren elektronik prangalardan  ilk elde ne kadar  lazım? Şu anda 5 yılda sadece 600 kişiye takılabilmiş olduğunu da hesaba katarak söyleyin.

        Cevabı ben vereyim. Acilen 30 bin tane lazım.  Buna bir de kadınlara ölümcül derecede fiziksel şiddet uygulayan psikopat, suç makinesi ya da şiddet manyağı kocaları, sevgilileri ekleyin. Bu yaratıkların takibi için de elektronik pranga düşünülüyor. Bunların emniyet kayıtlarına girmiş olanları da en iyimser rakamla 'en az 500 bindir'. Korkunç bir teknolojik masrafı göze alsanız bile öyle hemen pranga takamazsınız. Bunun kararını bir sürü bilirkişi ve raporu incelendikten ve kimbilir kaç celse süren yargı süreçlerinden sonra, gönülsüzce başka çare kalmadığına hükmedecek olan mahkemeler verecektir. Zira muhakeme ve ceza kanunu neredeyse saldırganlardan yana yorum getiriyor ve en vahimi de son yıllarda değiştirilen Ceza Kanunumuzda  suçlulara ceza verilmesi adeta unutulmuş gibidir. Örneğin, hırsızlık yapmaktan emniyette 75 kaydı bulunan hırsızın, 76. işinde yine yakalanıp getirildiği mahkemede tekrar salıverilmesinin başka bir açıklaması olabilir mi?

       Bana göre kadınları dayak ve öldürülme tehlikesinden korunması için saldırganların evden uzaklaştırılması önlemi de ülkemizde umutsuz bir tedbirdir. Kaç kere şahit olduk. Gözünü kan bürümüş, intikam almaya karar vermiş olan takıntılı psikopat öfkeli erkekler, evden uzaklaştırma kararı verildiği halde yine de o eve gidiyor, kurbanlarına her yerde ulaşıyor ve işini bitiriyor. Hiç çekinmiyor, çünkü kararı ihlal ettiğinde adamı derhal içeri alıp Amerika'da, Almanya'da, Fransa'da olduğu gibi, bu ihlal nedeniyle 10-15 yıl şartsız, tahliyesiz tek kişilik hücrede yatıramıyorsunuz'... Bu ülkede psikopat bir saldırganın, korunma altındaki kadının bulunduğu  ev ya da başka bir mekana yaklaşmaması için bir mahkeme kararı vermişseniz bu kararın uygulanmasını da sıkı takip etmek zorundasınız. Bunu ne yazık ki, başaramıyoruz.

       Erkeklere eğitim vererek şiddet ve cinsel tecavüzleri azaltmaya çalışmak fikri münasiptir. Ancak bu sonuçları geç alınacak olan bir çaba olur. Üstelik eğitimi kimlere verdireceksiniz? Bu ülkede karısını hastanelik eden yüzlerce psikolog, akademisyen, öğretmen, müzisyen, sanatçı, general, saygın işadamı gördük. Eğitimi nasıl, nerede kimlere verdireceksiniz?  Karısına işkence yaparak öldürenlerin, çocuklara cinsel istismarda bulunanların hatırlı bir kısmı eğitimli kişiler'... Şu kepazeliğe bakın. Sadece son 3 yılda öğrencilerine taciz, istismar ya da  tecavüz eden öğretmen, akademisyen, müdür ve idareci  sayısı 400'ü geçti. Bunlar eğitimli değil mi? Mesele eğitimli olup olmamakla ilgili olsaydı böyle mi olurdu? Yine de eğitim hususu ciddi bir şekilde programlanabilir ve uygulamaya sokulmalıdır. Şiddeti önlemek için eğitim işine, şiddetin en çok uygulandığı ve bir kültür haline geldiği  yer ve alanlardan başlanabilir, mesela Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi gibi. Hiç değilse üç beş kadın ve çocuk daha kurtarılabilir.

 

Karısına işkence yaparak öldürenlerin, çocuklara cinsel istismarda bulunanların hatırlı bir kısmı eğitimli kişiler'...

  Askeriyede eğitim çok doğru bir tekliftir. Kadın erkek ilişkileri, kadına saygı, öfke kontrolü gibi konularda, çoğu taşradan gelen, iyi eğitim alamayan bu çocuklara (askerlere)  eğitim verilebilir hazır oraya gelmişken. Kadına saygı ve şiddete karşı eğitim verilecek en önemli kurum askeriyedir. 15 ay çok önemli bir zamandır. Zaten Askeriyede böyle çalışmalar başladı ancak  15 Temmuz FETÖ depremi, orduyu, kışlaları, komuta düzenini allak bullak ettiği için bu çalışmalara ara verilmiş olabilir. Şimdi ne durumda bilmiyorum. Eskiden erlere güya moral vermek ve onları eğlendirmek için kışlalarda kadının cinsel-görsel malzeme yapıldığı 'aç aç eğlenceleri' vardı ve hiç de hoş bir şey değildi. Şimdi hepsi yasaklandı, kaldırıldı. Kışlalarda, karargahlarda, erlere, astlara dayak ve şiddet olayları artık sıkı takip ediliyor ve cezalandırılıyor.

İDRİS AYDIN- Ülkemizde şiddete meyilli erkeklerin psikolojik durumları pek göz ardı ediliyor, oysa dünyada zorunlu terapi uygulaması var. Bizde neden geliştirilmedi bu zaman kadar?

 TUNCER GÜNAY- Terapi'... Kulağa hoş gelen bir kavram.  Ama ülkemizin gerçekleri dikkate alındığında aynı zamanda da çok fantastik'... Zorunlu terapi yarar sağlar mı? Polis ve mahkeme zoruyla aldırılıp sonuna kadar dikkatli ve disiplinli takip edilirse, belki nispeten faydası olur ama tam çözüm olmaz. Zira temel bir sorun var; bu terapiyi kimler verecek?

 İlk akla gelen psikoloji eğitimi almış olan psikologlar,  rehberlikçiler ve danışmanlar'... O zaman bu işi unutun. Çünkü dünyada psikoloji ve rehberlik eğitiminin en kötü ve yetersiz verildiği ülkelerin başında biz geliyoruz!'' Üniversitelerimizden psikolog diplomasıyla çıkanlar, kendilerini ancak yurt dışında ilave ihtisas eğitimleri aldıklarında geliştirebiliyor ve iş yapabiliyorlar.  

 Şiddet ve cinsel istismar konuları ülkemizde son 20 yılda konuşulmaya ve tartışılmaya başladı. Avrupa bu meseleleri 60'lı yılların sonunda halletti ve kurumlarını, kanunlarını alt yapılarını çoktan tamamladı.

 İDRİS AYDIN- Buna rağmen Batıdaki rakamlar saniye bazında veriliyor, her 3 saniyede bir cinayet tecavüz filan gibi'...

 TUNCER GÜNAY- Avrupa tabii ki, masum ve temiz bir geçmişten gelmiyor. Nerelerden nerelere geldiler ona bakmak lazım.  Daha kötü dönemler yaşadılar. Orta Çağ'da yüzbinlerce kadını cadı diye, içine şeytan kaçmış diye suçlayarak endüstriyel olarak katlettiler'... Hitler'in Nazi kasapları milyonlarca kadını Yahudi, çingene, Pomak diye toplama kamplarında, gaz odalarında yok etmediler mi? Dünyada kadına yapılan en büyük işkence ve katliam, Avrupa Medeniyeti denen çakma uygarlığın tam ortasında, Müslümanları imha etmek ve Yugoslavya topraklarını üleşmek için kapitalist emperyalist devletler tarafından başlatılan  Bosna savaşında olmuştur. Sırp ve Hırvatlar Bosnalı kadınlara buldukları yerde etnik amaçlı tecavüzler ettiler ve bütün Avrupa'nın ortasında, birleşmiş milletler ordularının gözlerini önünde oldu bu insanlık suçları... Dolayısıyla Avrupalılar yapılarında genlerinde şiddet tortularını tam kazıyamamış, bu yönden çok sabıkalı halkların bileşimidir. ABD zaten bir etnolojik kazan, milletler ırklar kazanı,  denetlenmesi  çok zor bir toplum. Bu karmakarışık topluluklardan birleşik ve ortak ülkü taşıyan bir Amerikan toplumu oluşturmak için  çok ağır cezalar getirdiler. Bakın orada hiç şakası yok, hemen idam ediveriyorlar suçluyu.

 

 
 

      Kadınlara uygulanan şiddet meselesinde Avrupa ülkelerinin ve ABD'nin sabıkası çok fazladır'...

  Dolayısıyla terapi gibi hususlar  doğal olarak ülkemiz için şimdilik fantastik ve yeni bir konu. Bu nedenle bence terapi için çok fazla umutlanmayın. 'zira saldırgan veya istismarcı yaratıklar geçmişlerinde ekseriyetle kendileri şiddet görmüşler veya istismara uğramışlar, şiddeti kültürleştirip terbiye ve hizaya getirme aracı olarak benimsemiş olan bir toplumun içinde yoğrulmuşlardır.'

Bu nedenle ben bu azılı saldırgan erkekleri hiçbir terapistin adam edebileceğine inanmıyorum.

 İDRİS AYDIN- Kadına şiddet karşısında 'kocasıdır sever de döver de', ' kadın dayak yiyorsa vardır bir hatası'  ve en yaygın olarak da  'karı koca arasına girilmez onlar barışır sen kötü olursun' şeklinde yorumlar yapılır, üstelik bu yorumları çoğu zaman kadınların ağzından da duyarız. Siz ne diyeceksiniz bu konuda?

 TUNCER GÜNAY- 'Vardır bir hatası' kısmında genel bir hüküm olmamakla birlikte, şöyle diyebiliriz; maddi imkânsızlıklar zorluklar neticesinde yaşanan sıkıntılar da erkeğin yüzüne sıkça vurulmamalı. Damadın kaynanası ve baldızıyla bir olup onun  üstüne gitmek hiç de akıllıca olmaz. Yine aile birliğini bozacak sadakat, saygı ve benzeri konularda kadınlar da dikkatli olmalıdır. Erkeğin öfkesini, hışmını, hıncını paratöner gibi üzerine çekecek davranışlardan, tahriklerden kaçınılması gereken anlar vardır. Bunlara dikkat edilmeli. Ama bütün bunlar yine de kadına şiddeti haklı göstermez.

 Saldırgan veya istismarcı erkekler geçmişlerinde ekseriyetle kendileri şiddet görmüşler veya cinsel istismara uğramışlardır.

 Şiddeti ve şiddetin en önemli unsuru olan dayak atmayı kültürleştirmiş;  ailede, okulda, sokakta, askeriyede dayak atmayı terbiye, sindirme, korkutma, uslandırma ve adam etme aracı olarak benimsemiş olan toplumlarda kocanın eşini dövmesini aile içi bir mesele olarak gören anlayış yaygındır ki, zaten bu sorunlu olan kültürün bir parçasıdır.  O nedenle kocası tarafından ağzı burnu dağıtılarak suratı Ökkeş'in tavasına döndürülmüş zavallı ve biçare kadınları, karakoldaki polisler babacan tavırlar takınarak, ''Üzülme kızım, aile içinde, karı koca arasında olur böyle şeyler. Hadi sen şimdi kocanla barış.'' diyerek başlarından savmaktadırlar.  Aslında babacan edayla nasihat veren o komiser efendi,  ''Hadi kızım, şimdi buradan kuzu kuzu git, seni bu hale getiren o manyak ve psikopatın bıçaklı ve sopalı ellerine teslim ol.'' diyor ama farkında değil.  Ekseriyetle olduğu gibi, bir ekip arabasına alelacele bindirip, evde bekleyen öfkeli  kocaya en çabuk ve garantili bir şekilde teslim edeceklerdir. Oysa son yıllarda çıkarılan kanunlar çerçevesinde, kadınları korumaları ve şikâyetlerini hemen işleme koyup gereğini yapmaları için o karakol yetkililerine ve savcılara verilen bir sürü yetki ve yönerge var.  Ama bir çoğu nedendir bilmiyorum, bunları uygulamaktan kaçınıyor ya da çok yavaş davranıyorlar.

 İDRİS AYDIN- Artık kadının kendisinin şikâyeti olmasa da bir başkasının ihbarı ile harekete geçilmeye başlandı değil mi?

 TUNCER GÜNAY- Tabi geçiliyor ama hala bir bilinçsizlik, tuhaf bir ağırdan alma var. Polisin olaya intibak sağlaması özel eğitimlerle hızlandırılmalı, daha iyi hizmet verilebilmesi için, emniyet ve jandarma içinde  bu alanda ihtisaslaşmış ve donatılmış spesiyal bir kadın ve aile içi şiddeti önleme birimi  oluşturulmalı. Mesela siz  şiddete uğrayan kadının kurtarılması için hangi numarayı arayacağınızı biliyor musunuz?

 İDRİS AYDIN- Sanırım  155' i aradım herhalde.

 TUNCER GÜNAY- İyi o zaman derdinizi, kocanızın sizi bıçakla doğramak üzere olduğunu oraya anlatmaya çalışın siz'... 155' e derdinizi anlatana kadar neler olur neler. Ardından bir saate  yakın müdahaleyi beklersiniz o zaman kadar da kadını çoktan keser, doğrar ve derisini de tuzlarlar... Güya onlarca numara var ve komiktir ki, hepsi de 7 haneli rakamlar bunlar'... Kamu kurumları, sosyal hizmetler karman çorman şeyler. Çoğu da ya çakma, ya göstermelik ya da palavradan numaralardır ki, çaldırdığınız zaman bir türlü açılmazlar.   Kadınlarımızın yüzde 80'i okuma yazmayı çok iyi bilmiyorken o 7 haneli rakamları nasıl ezberlesinler be hey Kazım?  Bu iş böyle olmaz. 3 rakamlı tek bir rakam benimsemek lazım. Çok kolay ezberlenebilmeli ve akılda kalmalı. 555 gibi, 999 gibi. Ve mümkünse bu numaralar arandığında, adres kayıt sistemiyle entegre edilmiş bir sistem sayesinde arayanların adresi de tespit edilebilmeli ki, son anda saldırgan tarafından telefondan uzaklaştırılan mağdurenin adresine nokta isabetle gidilebilsin.

 Ayrıca 'Kadın Sığınma Evleri' de öyle çok doğru ya da sorunsuz bir uygulama  değil. Bir apartman dairesinde, sosyal hayat bir oturma odasına hapsedilerek, pencerelere demir parmaklıklar çekilerek, dışarıya çıkılamadan, gezilemeden, üretimden soyutlanarak,  kısıtlı şekillerde olmaz bu iş. Bu konuda bir projem vardı. İçinde her türlü sosyal donatı alanı, iş imkânları, okul hastane, alışveriş merkezi filan olan kasaba genişliğinde güvenliği iyi sağlanan kadın koruma kampı projesiydi. Kadın ve Aile Bakanlığı'na gönderdim. Bakalım ilgilerini çekip, ban dönecekler mi? Bunu düzgün bir şekilde yaparsak Ortadoğu ülkelerinden bile mağdur kadınları alabiliriz bu kampa.

 

 

 

 

 

 

 

İDRİS AYDIN - Araştırmalar tacizcilerin ve şiddete başvuranların da çocukluk yıllarında ağır taciz ve istismarlar yaşadığını gösteriyor. Ancak bunları yaşamasalar bile  sonradan saptıklarını da biliyoruz. Tacizin (tecavüz-şiddet) insanda duygusal erozyona neden olup, acıma, sevme ve mutluluk duygularını yok ettiği söyleniyor'...

 TUNCER GÜNAY- Araştırmalar doğru söylüyor. Cinsel istismarcıların ve fiziksel şiddet uygulayanların büyük bir kısmı çocukluk yıllarında aile içinde ya da yakın çevrelerindekilerden aynı fiilleri ve baskıları gören ve yaşayan kişiler... Geçmişte gördüklerini, yaşadıklarını daha sonraki yıllarda kendilerinden güçsüz olan ve kendilerini koruyamayacak durumda olan kadınlara ve çocuklara da tatbik ediyorlar.

        Şiddet ortamından geldikleri için bu zamanla onların kültürü oluyor'... Bir başka faktör de yaşadıkları bu acıların özbenliklerinde çok ağır travmalar ve örselenmeler oluşturması'... Bunlar ileriki yıllarda nefret, kin, intikam, tatminsizlik, huzursuzluk, kişilik bozulması, dengesizlik maskelerine bürünerek geri tepiyor'... Ya uyumsuz, geçimsiz, başarısız kişiler oluyorlar, ya sapık, manyak veya psikopat'... Çok nadiren bu travmaları yaşadıkları halde kendilerine sakin, dengeli ve normal hayatlar kurabilen, iyi bir eş ve anne- baba olabilen kişiler de var elbette.

        Ülkemizde şükür ki, pek görülmeyen ama Amerika'da ve Batı ülkelerinde çok sık görülen seri katillerin tamamına yakını geçmişlerinde ebeveynlerinin ve yakınlarındaki kişilerin fiziksel ve cinsel saldırı ve istismarlarına uğrayan kişiler'... Dağa çıkan, PKK, IŞİD, EL NUSRA gibi  örgütlere katılan  gençlerin tamamına yakını da ailelerinden çok ağır şiddet ve aşağılanma gören gençlerdir.

 İDRİS AYDIN- Öyleyse ailenin sahip çıkamadığını, koruyamadığını devlet hiç koruyamıyor diyebilir miyiz?

TUNCER GÜNAY- Tam olarak öyle diyemeyiz. Devlet de korur  tabi.  Ama ne olursa olsun hiçbir güç ya da kurum, bireyi,  çocukları  aile kadar iyi ve güvenli koruyamaz. Hiçbir güç aile kadar emniyetli ve şefkatli olamaz. Devlet de korur ama sevgi ve şefkat veremez!

İDRİS AYDIN- Demek ki biraz da ailelerde suç aramak lazım'...

TUNCER GÜNAY- Elbette, çünkü çocuklara eğitimi herkes veremez. Yukarıda dediğimiz gibi bizim çocuklarımıza kimse bizim ailelerimiz kadar çıkamaz. Çocuklara yabancıların nerelerine dokunamayacağını ancak anne anlatabilir. Bir öğretmen bunu hiç kolaylıkla anlatamaz. Hatta eğer öğretmen erkek ise sakın bir kız çocuğunu karşısına alarak, iyi niyetli de olsa böyle bir şey yapmaya kalkışmamalıdır. Fena halde yanlış anlaşılmaya müsait belalı bir husustur ki, yanlış anlaşıldığında, anında  adamın hayatını mahvederler. Bunu yaptığı zaman, yanlış anlaşılarak cinsel taciz suçlamasıyla karşı karşıya kalabilir. Öğretmenler bu işleri rehberlik öğretmenleriyle, okul idareleriyle görüşerek, konuşarak, danışarak yapmalıdırlar.

       Baba da eğitim verebilir. Babanın vereceği eğitim de şu olur, ''Oğlum, elin kızına adam gibi bak, Bakışlarınla kızları, kadınları asla taciz etme. Eline, diline, gözüne hâkim ol, herkesin kızını kendi kardeşin ya da annen gibi düşün''  der. Kadın erkek ilişkilerinde ölçüyü anlatır, sevgi ve saygıya dayalı ahlak temelli bir eğitim verebilir.

       Aile dediğimiz kurum, çocuklarını koruyan kollayan, takip eden, şefkat besleyendir. Evlatları evlenince onları artık yokmuş gibi farz eden, sorunlarına gözünü kulağını kapayan ebeveyn olamaz. Onları hep takip edecek, hayata hazırlayacak bir kurum demektir.

       Bu umdeler ve pratikler anne ve babalar tarafından yerine getirilmiyorsa, -yaşı kaç olursa olsun, kız veya erkek- çocuklarının başına gelen olaylara her ne sebeple olursa olsun sessiz kalıyorsa tacize dolaylı katılım ve katkı sağlıyor demektir. Komşulukta da böyledir yan dairende biri eşini öldüresiye dövüyor da sesini çıkarmıyorsan sen de suçlusun. DEVAMI VAR.

 

 

 

 

Döndü Çolak -Mavice
İyiliğe, Güzelliğe Bereket Gelsin'...
İDRİS AYDIN
FETÖ'NÜN KUMPASI BYLOCK ZOKASI