Foto Galeri WebTV
AYYILDIZ TOROS | KADINA ŞİDDET VE ÇOCUK İSTİSMARLARI
 
 
KADINA ŞİDDET VE ÇOCUK İSTİSMARLARI
15.08.2017 17:08:00
İDRİS AYDIN
  .

       İDRİS AYDIN'IN ARAŞTIRMACI-YAZAR TUNCER GÜNAY İLE RÖPORTAJI

  İDRİS AYDIN- Şiddete meyilli olan kişiler el yazılarından anlaşılır mı? Bir yerlerde bununla ilgili bir şeyler okuduğumu hatırlıyorum.

 TUNCER GÜNAY- Şiddete meyilli  kişilerin el yazılarından anlaşılabileceği iddiası doğrulanmış değildir ancak dedektiflere ve adli tıpçılara bir fikir verebilir. FBI seri katillerin ve cinsel yırtıcıların profillerini çıkarırken bunların el yazılarını toplayarak kategorik çözümlemeler yapmaya çalışmıştır. Yazısı çok çirkin ve dağınık olan bir kişinin eğitimsiz ve cahil bir insan olduğu fikrine vararak bir menşe ve eğitim analizi yapabilirsiniz ama genelleyemezsiniz. Neden? Çünkü ünlü yazarların pek çoğunun el yazıları dağınık, kargacık burgacıktır da ondan'... Şiddet uygulayan kişilerin iç dünyası karışık, huzursuz ve kaotik ise bu hal, yazılarına da yansıyabilir. Yazıdaki kargaşa ve düzensizlik bir insanın huzursuzluğunu ve çelişkili dünyasını ele verebilir'... İyi ama en namlı seri katillerin bazı yazılarını inernette ya da seri katil konulu kitaplarda gördüğümde şaşırdım kaldım. Sanki matbaadan çıkmış gibi tertipli, kurallı ve düzgün'... Dengeli ve huzurlu bir insanın iç dünyasından geliyor sanki'... Buna ne diyeceksiniz? Yine de yazılar faillerin izini sürmeye, onların profillerini çıkarmaya yarar ama hiç suç işlememiş olan birinin yazılarına bakarak bu adam şiddete meyillidir diyemez ve  önlem alamazsınız.

İDRİS AYDIN- Seri katillerin ve psikopat cinsel yırtıcıların bir çoğu evlidirler  ve çevrelerinde çok dengeli, sakin ve iyi huylu insanlar olarak bilinirler deniliyor. Buna ne diyeceksiniz?

 TUNCER GÜNAY- Evli ve çocuklu olmaları onların cinsel ya da kurbanlık av aramalarına engel olamıyor ama bu durum onların kendilerini çok iyi saklamalarına, göze batıp dikkat çekmemelerine yardımcı oluyor. Seksomanyak sapıklar, çoğunlukla aradıkları haz ve zevkleri eşlerinden elde edemezler. Çünkü cinsel dürtüleri ve talepleri normal olmadığı gibi fantezileri de çok hırpalayıcı ve karşılanamaz niteliktedir. Örneğin kadını yatağa bağlayıp kamçılayarak, ona saatlerce işkence ederek orgazma ulaşabilen bir manyağın bu fantezilerini hangi normal kadın karşılayabilir? Zaten bu eğilimleri normal olmadığı ve bunları normal evliliklerinde karşılayamadıkları için dışarıda avlanıyorlar. Leoparlar, kaplanlar gibi av arıyorlar. Bu yüzden onlara cinsel yırtıcılar ya da Bar sırtlanları  (benim tarafımdan kriminoloji  literatürüne eklenen bir kavramdır.)  diyoruz. Evli ve çocuklu oluşları ise çok berbat bir çelişki ve şanssızlıktır. Zira bu onların polis ve toplum takibinden korunmalarına, mesaiden sonra izlerini kaybettirmelerine yarıyor'... İz süren polis ve jandarmayı da  en çok bu yönleri yanıltıyor ya da geciktiriyor.

İDRİS AYDIN- Sizce cinsel saldırıya ve istismara uğramış olan mağdurlar mahkeme süreçleri içinde fazlasıyla teşhir edilip yıpratılmıyorlar mı? Bu onların zaten mahvedilmiş olan hayatlarını daha büyük bir açmaza sokmuyor mu?

 TUNCER GÜNAY- Suç işleyen mağdurların adeta özenle saklanıp, mağdurların teşhir edilmesi ve yargı süreci boyunca bu teşhirin pek çok gerekçelerle devam ettirilerek akıl ve ruh sağlıklarının iyice mahvedilmesi hususu, bir az gelişmişlik ve feodalizm kültürü sonucudur. Erkek egemen karakterli yasalar hazırlanınca ve bu olaylara erkek egemenli maço yorumlar  getirince çıkarılan yasalar ve sergilenen uygulamalar da böyle oluyor işte.

Bizim şehirlerimiz, Avrupa'daki gibi burjuvaziden, aristokrasiden gelen, ticaretle, bilimle, sanatla ve eğitimle gelişen nüfusla değil, göçebelik- toprak- aşiret- hayvancılık- tarım karakterli sosyo-ekonomi ile çoğalan kırsal insan yığınlarının  şehirlere hunharca ve denetimsizce çullanmasıyla büyümüştür. Doğal olarak  bu süreç kesinlikle şehirleşme değil, şehirlerimizin kırsallaşması, köylüleşmesi şeklinde olmuştur. Bu nedenle sorunuzun cevabı da bu vurgulamada vardır. Gelişmiş ve ilerlemiş toplum aynı zamanda gelişmiş ve ilerlemiş yargı anlayışını ve kurumlarını da kapsar. İnsan psikolojisine duyarlılık sadece mahkemelerimizin meselesi değil tabi.  İnsanlarla doğrudan muhatap olan diğer kamu kurumlarını da kapsar.

İDRİS AYDIN- Peki kamuoyu'... Bir denetleyici olarak kamuoyunu görmezden gelebilir miyiz?

TUNCER GÜNAY- Beni güldürmek için çok çaba gösteriyorsunuz ama umutlanmayın buna hiç gülemeyeceğim. Kamuoyu oluşturulabilmesi için öncelikle kamuoyu bilinci oluşması gerekir. Kamuoyunu oluşturacak olan halktır.  Kamuoyu, bilinçli olan, haklarını bilen ve arayan, ne yapacağını bilen halk demektir. Halkın kolektif şuur ve refleksi demektir. Bu bilinçlendirmeyi büyük ölçüde aydınlar ve eğitimciler yapar. Aydınlar  bilimden, medyadan, gündemden, dünyadan ve  halktan kopuksa kamuoyunu nasıl oluşturacaklardır? Ayrıca eğitim alanında küresel kayıtlara geçmiş bariz bir başarı sağlanmadan  halkı tepki göstermeyen bir sosyal yığın olmaktan kurtaramazsınız.

     İspanya'da ETA örgütü bir bomba patlatıp 50 kişiyi öldürdüğü günün ertesinde, Madrit'te tam 1 milyon insan toplandı ve terörü lanetledi. ETA o günden sonra bir daha şiddet ve teröre cesaret edemedi. İşte kamuoyunun gücü'...

       Eğer şu utanç verici, vicdanları sızlatan N.Ç kararını Londra yargıçları verseydiler ne olurdu biliyor musunuz? Ertesi gün 500 bin kadın Londra Meydanlarına dökülür, kararı telin eder ve hükümeti çok zor durumda bırakırdı. İşte kamuoyu dediğiniz olgu budur'...

  İDRİS AYDIN- Son olarak ben sormadan sizin söylemek ya da vurgulamak istediğiniz başka husus ya da konular var mı Tuncer Bey?

TUNCER GÜNAY- 1992 ile 2016 yılları arasında 110 bin çocuğun istismar ve tecavüze  uğramış olduğu söyleniyor. Toplum  her gün tecavüze uğrayan çocuk haberleriyle sarsılıyor. Bu korkunç bir rakamdır ama  bendeki rakamların çok altındadır. Ben 1999 ile 2010 yılları arasında 250 bin çocuğumuzun tecavüze, istismara uğradığını yazmıştım. Üstelik bu rakamlar sadece adliyeye yansıyanlardı'... Ya saklı tutulan veya yansıtılmayanlar? Korkalım tabii. Zira çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar sıralamasında son 20 yıl içerisinde, erkek nüfusunun anormal artmasıyla büyük bir ilerleme sağladık ve dünyada artık üçüncü sıradayız. Bununla övünebilir misiniz?

       Hükümetlerimiz, özellikle AK Parti Hükümetleri, son yıllarda sayıları epey artan kadın ve çocukları koruma platformlarının, kadın derneklerinin ve medyanın baskısıyla cinsel taciz, ensest ve kadına şiddet konularına  nihayet  el atmaya başladılar ve belirgin bir yol alındı. Kadınları ve çocukları korumak için yasalar hazırlanıyor. Çeşitli sosyal yardım ve destek kurumları, şefkat ve  sığınma evleri, ceza yasalarında yapılan değişiklikler hep bir gayret gösterildiğinin  kanıtıdır'... İnşallah her şey daha iyiye gidecek daha iyi kanunlar daha iyi kurumlar, daha iyi tedavi ve terapi merkezleri, daha iyi şikayet dinleme ve müdahale kanalları ortaya çıkacaktır. Bir yerden başlandı. Pek çok aksaklığı ve yetersizliği olsa da bu çabaların başlamış olması bile çok önemli bir adımdır. Bir kaç yıl sonra kadınlar ve çocuklar daha güvende olacaklar ve haklarını daha iyi arayacaklardır diye umuyorum'...    

      Cinsel sapıklara ve saldırganlara karşı en korunmasız ve zayıf grubu oluşturan çocuklar onlardan gelebilecek tehdit ve tehlikelere  karşı eğitilebilirler. Son yıllarda okullarda, çeşitli sosyal hizmet kurumlarında, hastanelerde bu konuda bilinçlendirme çalışmaları yapılıyor. Hükümetler dikkat çekici çabalar içindeler'... Cinsel istismarların çoğu çok gizli  gerçekleştirildiği için bu noktada en büyük yardımın çocuklardan alınması gerekiyor. Bu yüzden onların eğitilmesi zaten bir mecburiyettir.  Şayet çocuklara böyle tehlikelere karşı ne yapacakları öğretilir ve bilinçlendirilirlerse sapıklar rahat hareket edemeyecek, çocuklar kendilerini koruyabileceklerdir.

        Çocukları taciz ya da istismara uğrayan bir aile öncelikle hiç gecikmeden savcılıklara başvurarak istismarın veya tecavüzün adli tespitini yaptırıp durumu resmî kayıt altına aldırmalıdırlar. Çocuğun ruh sağlığının bozulduğuna dair rapor da alınması gerekiyor. Bir çocuğun tacize uğradığı dikkatli bir bakışla anlaşılabilir. Dikkatli bir ebeveyn çocuğundaki bazı davranış değişikliklerini ve tepkilerini görerek bir taciz ya da istismarın izlerine rastlayabilir. Tacizler çocuk üzerinde ruhsal, bedensel izler bırakır ve semptomlar oluşturur. Davranışları değişir. Utangaçlaşma, içine kapanma, asabileşme, huzursuzluk, yaşına uygun olmayan cinsel sorular sorma, konuşmalar yapma ve eğilimler sergileme, bedeninde ekimozlar, tırmalanma ve çizik izleri, yürüyüşünde, oturuşunda rahatsızlık  ve acı duyma belirtileri, başarısız olma ve kendini dışlama gibi değişiklikler çocuğun bir taciz ya da istismar gördüğünü düşündürebilir.

 

Dikkatli bir anne, baba çocuğundaki bazı davranış değişikliklerini ve tepkilerini görerek bir taciz ya da istismarın izlerine rastlayabilir.

       Dikkatli bir anne baba ve öğretmen tacizi hemen anlar'... Çocukta bedensel yaralanmalar, ekimozlar, travmalar  ve olaydan kaynaklanan ruhsal semptomlar  varsa ki, zaten vardır bunların tedavisi için tıbbî ve psikolojik tedavi başlatılmalıdır'... İstismar veya tecavüz uzun bir zamana yayılarak gerçekleşmişse, çocuğun ruhsal yaralanması ve kişilik bozulması daha derin olacak, muhtemelen uzun bir psikolojik destek gerekecektir. Çocuğa olayı hatırlatacak olan mekândan, mahalden uzaklaşmak önemli bir adımdır. Çevreden gelebilecek dışlamalara karşı mümkünse uzak bir semte ya da şehre taşınmak doğru olacaktır. İstismara, tecavüze uğrayan çocuğun en büyük yardımcısı ve destekçisi ailesi olacaktır. Bu yüzden aile bireyleri çocuğa karşı asla dışlayıcı, suçlayıcı davranmamalıdırlar. Ayrıca intihar eğilimine karşı dikkatli olmalıdırlar. Tüm bunlara karşın yaşananlar ölene kadar çocuğun hafızasında kalacaktır. Fakat çevresindeki yakın kişiler özgüven ve yaşama sevgisi kazandıracak olan terapik yaklaşımlar ve koruyuculuk sergilerlerse, mağdurun ruh acısı katlanılabilir seviyede kalacaktır.

 

 

 

         TV'lerdeki kanlı şiddet sahneleri, şiddete eğilimli olan ve kendilerini kontrol edemeyen psikopatlara esin kaynağı olabiliyor

TUNCER GÜNAY- Biraz uzun oldu galiba. Çay söyleyecek misin? Halâ devam edeyim mi?

 İDRİS AYDIN- Estağfurullah, lütfen devam edin. Çaylar da geliyor'...

TUNCER GÜNAY- Kız ve erkek çocukların duygusal dünyaları, algılamaları tıpkı fiziksel gücün iki cins arasındaki farklılıkları gibidir. Kız çocukları daha kırılgan, daha paralize olmaya meyilli ama daha doğrucu ve inceleyicidir. Babaya güvenme ve ona hayran olma eğilimi vardır bu nedenle kusursuz, sorunsuz, koruyucu ve çok güvenilir bir baba beklentisindedir. Bu özellikleri nedeniyle hayatı tek başlarına taşıyamazlar. Sokaklarda hemen hemen hiç evsiz, berduş kız göremezsiniz. Kendilerini erkekler gibi koruyamadıkları için sokaklara düşmezler ama başlarına ne geldikleri ve kimlerin eline teslim oldukları da bilinemez. Kız çocukları, babalarında görmek istedikleri bu özellikleri bulamayıp kendilerini umutsuz ve  çok yalnız hissederlerse bazen etraflarındaki en yakın erkeklere bu modeli yüklerler. Bu da onların neden ve nasıl seksomanyakların, psikopatların ağına veya tuzaklarına düştükleri sorusuna   ışık tutar.

       Tecavüz eylemi,  bir kız ya da kadın için hayatının tamamını ve devamını sorgulamaya başladığı en travmatik kırılma ve çökme anlarından biridir ve hiçbir terapi bu çöküntüyü tam yok edemez. Erkeklerin tipik davranışı olan koruma ve  otoriteye sahip olma eğilimi daha çocukken ortaya çıkar ve fiziksel güç avantajları nedeniyle evlerinde ve dışarıda diğer cinse göre hep öndedirler. Genlerinde bulunan cinsel dürtüleri daha çocukken harekete geçer ve doktorculuk deneyleri başlar. Çocukların ileride nasıl biri olacağını kısmen genleri ama önemli oranda da ailede ve toplumda aldığı terbiye, gördükleri ve yaşadıkları olaylar belirler.

        Cinsel istismar ve çocuklara ensest vakâları adliyeye yansıyan rakamlardan kat kat fazladır. Ancak bu konunun Türk toplumunda konuşulamaz, dile getirilemez çok utanç verici bir tabu ve konu olması, mağdurların kendilerini ve vakâları saklamalarına yol açıyor. Türk toplumu çocuklara ensesti  yoğun olarak son  on yıldır konuşuyor. Kavram bizde henüz yeni'... Avrupa bu kavramı tanımlanma işini daha 1960 yılında tamamlamış ve önlemlerini, kanunlarını tamamlayıp toplumu hazırlamış. Ensest vakâlarının ne kadarının saklı kaldığını bilmemiz imkansız. Çünkü bu olaylar aile içinde ortaya çıksa bile, aileyi toplum içinde tümden lekeleyip mahvedeceği için asla dışarıya sızdırılmıyor.  Açığa çıkması halinde, yapanın hayatını bitirdiği gibi mağdurların geleceğini de mahveden çok utanç verici ve çökertici bir tabudur. Adliyeye yansıyan vakalar ise çok zaman tesadüfen ya da olaya tanık olan aile dışından birilerinin durumu fark etmesiyle ortaya çıkıyor. Bunun dışında istismarcı da kurban da olayı özenle sır olarak saklamayı tercih ediyor. Ancak son yıllarda bu konuda verilen eğitimlerin bilinçlendirmesiyle ve mağdurların şikayetlerini iletebilecekleri kanalların ortaya çıkmasıyla artık tüm mağdurlar susmuyor. Bunlardan bazıları cesaretini toplayıp istismarı yakınlarına, öğretmenlerine veya dostlarına  anlatıyorlar'... 

      Aile içindeki ensest ilişki ya da cinsel istismar şayet aile bireyleri tarafından biliniyorsa ve dışarıya sızdırılmıyorsa, bu muhakkak ki, çaresizlikten ve bir çıkış yolu bulamamaktan dolayıdır. Sonuçları, etkenleri, failleri,  çok karışık süreçleri vardır. Çok karmaşık bir durum olduğu için neler yapılması gerektiği  sorusuna verilecek cevaplar da çok çeşitli ve subjektiftir.

     Öğrenildiğinde adli mercilere derhal bildirilmesi gereken bir konudur ama durumu bilenlerin elini ayağını bağlayan, onları korkutan ve caydıran bir yığın neden ve ortaya çıkma ihtimali bilinen bir sürü korkunç sonuç vardır. Ailenin ebediyen lekelenmesi, toplumdan dışlanıp tecrit edilmesi, bireylerin işlerini kaybetmeleri, failin de mağdurun da hayatlarının mahvolacağı gerçeği gibi sonuçlar'... Ancak ne olursa olsun aile bireylerinin bu durumu adli mercilere bildirmesi lazımdır. Aileler bu konularda bilinçlendirilmelidir. Yargıya gidemiyorlarsa bile hiç değilse, inisiyatif koyarak meseleyi aile içinde kesin bir şekilde halletme yetenekleri kazandırılmalıdır. Fiili işleyen bireyin aileden uzaklaştırılmasının mutlaka bir yolu bulunmalı, bu olmuyorsa adli yollarla sağlanmalıdır. İstismara uğrayan çocuk sosyal hizmet kurumlarına teslim edilmeli, psikolojik yardım ve destek alması sağlanmalıdır. Ailelerin ne yapmaları gerektiği hususu bana çok sık gelen ve hemen cevaplayamadığım bir sorudur.

     Çocuklar taciz konusunda yalan söylemezler. Bu tüm pedagoglar ve rehberlikçiler tarafından kabul edilmiş bir tespittir. Bu nedenle çocuklar istismar edildiklerini söyledikleri anda, onların hayal uydurduklarını ya da yanlış anladıkları düşünülmeden, anlattıkları çok ciddiye alınmalı ve gerekenler yapılmalıdır.

        Bir de dünyada çocuk pornosu olgusu var. Çok üzücü çok vahim bir olgudur. Çocuk pornosu konusunda Hollanda'nın adı çok geçer. Hollanda'nın kaynak olması çok doğal'... Çünkü internetten indirilen çocuk pornolarının tamamına yakını Hollanda kaynaklıdır.  Dünyanın her yerinden indirilen çocuk pornoları yine ağırlıklı olarak Hollanda Polisi tarafından tespit ediliyor. Ayrıca çocuk pornosu endüstrisinin karargahı da Hollanda'dadır'... Dünyada çocuk pornosuna karşı büyük bir örgütlenme var ve çok ağır cezalar getiriliyor. Maalesef bu konuda işi en hafife alan ve cezaları çok komik tutan ülke olma durumundayız. İşte en somut örnek olarak N.Ç olayı ve mahkemelerimizin verdikleri kararlar'... Eğer N.Ç'ye tecavüz edenler İngiltere, Almanya ya da Amerika'da olsaydılar hayatları bitmişti. Ömürlerini ölene kadar en sıkı korunan cezaevlerinde tamamlamak zorunda kalırlardı.

       Her kesimden tecavüzcü veya ensestçi çıkabiliyor. Bunun eğitimlisi, eğitimsizi, fakiri yoksulu diye bir kataloglama yoktur. Cinsel dürtülerine meşru yollardan  karşılık bulamayan tüm bireylerin sapma yapmaları ve bu fiilleri işlemeleri mümkündür. Yasalar, dini inançlar ve  toplum engelleyici rollerini oynayamadığı anda konumları ne olursa olsun en başta erkekler olmak üzere bireyler sapkınlaşarak bu  fiilleri işleyebiliyorlar'... Çocukları taciz etmekten yargılanan kardinaller, papazlar, akademisyenler, imamlar, Kur'an kursu hocaları, imamlar, esnaflar, subaylar, belediye başkanları görmedik mi? Her kesimden sapık ve tacizci çıkabiliyor.

         TV'lerdeki kanlı şiddet sahneleri, şiddete eğilimli olan ve kendilerini kontrol edemeyen psikopatlara esin kaynağı olabiliyor'... Birkaç yıl önce kız arkadaşını testere ile dilim dilim keserek parçalarını bir derin dondurucuya dolduran gence, bunu neden yaptığını sorduklarında, 'Testere' adlı filmi seyrettim ve orada yapılanları tatbik ettim demişti. Daha ne diyeyim? Bu kadar kanlı filmlerin televizyonlarda verilmesi tartışmaya açılmalıdır. Şiddeti öne alan ve yücelten filmlerin ve show programlarının şiddeti körüklediği hususu çok tartışılıyor ama kesin yargı konulmadı. Benim şahsi yargım ise  kesindir'... Evet televizyonlar sorumsuz davranıyorlar ve şiddeti özendirecek programlara filmlere izin veriyorlar. Bunları bir açgözlülük içinde reyting yükseltmek hırsıyla yapıyorlar. İnternetin katkısını ve rolünü hiç tartışmam bile'... İnternet, getirdiği büyük faydalarla birlikte, şiddet manyakları üremesine, psikopatlığın artmasına ve şiddetin tırmanmasına da  kaynaklık eden büyük bir lağımdır aynı zamanda'...

 İDRİS AYDIN- Bizi çok aydınlattınız. Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

TUNCER GÜNAY- Ben de size teşekkür ederim. Güzel bir sohbet olduğu kanatindeyim.  SON

 

 

 

 

 

 

 

Döndü Çolak -Mavice
İyiliğe, Güzelliğe Bereket Gelsin'...
İDRİS AYDIN
FETÖ'NÜN KUMPASI BYLOCK ZOKASI