Foto Galeri WebTV
AYYILDIZ TOROS | Söndürme, Dinlendir'...
 
 
Söndürme, Dinlendir'...
02.02.2018 10:24:00
Döndü Çolak -Mavice
  dondu551@hotmail.com

Edebi elden gidene, susmak en güzeli demiş Yunus, edepsizlik edene edebi el vermeyince.  Yunus güzel adam, şiirleri parçasından güzel: ''Girdim ilim meclisine,  eyledim kıldım talep. Dediler ilim geride, illa edep illa edep.''

Akşam yemeğini hazırlarken ben, annem yurttan haberleri izliyor. Yine ardı ardına, dinlemesi insan psikolojisini alt üst etmeye yetecek haberlerle dolu. Kendi kendine ''insanların kedi yavrusu kadar bile değeri kalmadı'' dedi. Buradan, kedi yavrusuna değer verilmeyeceği ya da hayvanların hakkının olmadığı anlamı çıkarılmamalı ki, annem sokak kedilerini şampuanla yıkayıp, eve alan kadındır. Aklımdan binlerce düşünce geçti o an. Şimdilerde,  takı aksesuarlarında yazan ''Edep Ya Hu'' cümlesinin bize vermek istediği anlamı, keşke parmağımıza-boynumuza değil de kalbimize taksak. Bir çok camilerde usta hattatların elinden  çıkmış devasa eserlerle uzun yıllar bu coğrafyanın sert bir ikazı olmuştur Edep Ya Hu'... Yıllardır o eserlerin altında yaşayan bizler, o ikaza başımızı kaldırıp gözlerimizi sabitleyip, gördüğümüzü kalbimize akıtmamışsak, neylesin edepsizler. Öyle ya, edep edepsizden öğrenilirse de, edepsiz de edebi edep sahibinden öğrenecektir. İbret almak, kısa vadede kazanç sağlar hepimize. Uzun uzun yaşayıp tecrübe etmektense, yaşanılmış hataların acı sonuçlarını  farkedip ibret almak, kalan ömrümüzde yaşama gücümüze güç katar.

Hangimiz edepsiz değiliz ki şimdi. Sadece annemin televizyonda izlediği haber olan kişiler mi? Kocaman bir hayır, benden. Gizli kameralar izlenir açıklıkta olsa, kendi kaydımızdan arkaya bakmadan kaçan ilk kendimiz oluruz sanırım. Haber olsak, ilk biz kendimize saydırırız. Kendine yabancılaşan bizler, yine de o ''edep ya hu''  yazısını parmağımızdan, boynumuzdan ya da duvarımızdan ziyade vücudumuzun evi olan kalbimize asmalıyız. Asmalıyız ki, edepsizler edepliymiş gibi saklanıp, edep narası atarken, bizler kalpten gelen huşuyla ''edep'' diye yalvaralım ''Hu''ya'...

E-limize, D-ilimize, B-elimize sahip olma düsturuyla; bize ait olmayana el uzatmamalı, kırıcı cümlelerden uzak durmalı, namusumuza-namuslara halel getirmemeliyiz.

Edep iklimini seçen hakiki yolcular, kendilerini öyle disipline etmişler ki, ''Kapıyı  kapat'' dahi dememişler. Öyle ya, kapıyı hiçbir zaman kapatmamalı ki, kapılarımız kapanmasın. Onların söyledikleri; ''Kapıyı ört ya da kapıyı sırla.'' ''Lambayı söndür'' dememişler, ''Lambayı dinlendir'' demişler. ''Lambayı yak'' değil, ''Lambayı uyandır'' demişler. Uzun uzun örnek verilecek hareketler, sözler, yaşanmışlıklar'... Her biri mücevher kıymetinde. Üzerinden yıllar geçse de, değerinden eksilmeyenlerden.

Nabiyi anmadan bu yazı tamama eremez. Zorlu şartları aşıp Medine şehrine az biraz kala, devesine yaslanıp ayağını kıbleye uzatıp uyuyan birini gören Nabi uyarı niteliğinde gönlünden diline dökülür: ''Sakın terk-i edepten, kuy-i mahbub-i Hüdadır bu/Nazargah-ı İlahidir, makam-ı Mustaf'dır bu'' ( Edep dışına çıkmaktan sakın. Allah'ın sevgilisinin bulunduğu yerdir burası-Burası Allah'ın nazar kıldığı Mustafa'nın makamıdır.) Utançla ayaklarını toplayanla söyleyen arasında bir sır olarak kalan bu ikaz, Medine'ye girince sabah ezanından önce okunan bir şiirdir artık. Nasıl oluyor da bu sır minarelerden ifşa oluyordu. Peygamber,  Ümmetimden Nabi geliyor, bu şiirle kutlayın gelişini diyerek öğretiyor ''edep'' ikazlı şiiri müzeezinlere. Nabi, Ümmetimden mi dedi, Nabi mi dedi diyerek oracıkta bayılıveriyor edebinden.

Kapıları kapatmayalım ki, edep hoşluklarla gelsin. Aydınlık verecek ışığımızı söndürmeyelim ki, ruhlarımız  dinlensin. Ölüme değin, önce kendimize ''Edep Ya hu'', sonra yine ve defalarca kendimizi kaybetmemek adına ''Edep Ya Hu'''...

 

 

 

 

 

Döndü Çolak -Mavice
İyiliğe, Güzelliğe Bereket Gelsin'...