Foto Galeri WebTV
AYYILDIZ TOROS | Kabullenmeyi de Öğretelim Aciz Tarafımıza
 
 
Kabullenmeyi de Öğretelim Aciz Tarafımıza
31.12.2019 10:54:00
Döndü Çolak -Mavice
  dondu551@hotmail.com


“Yeni yaşıma yeni kollarımla girmek güzel bir duygu. Elimi kollarımı sallayarak yürümek, hayalim” dedi Türkiye’nin 4. Çift kol nakillisi Yusuf Oğuz. Yaşı 25. 22 Aralık’ta yeni yaşına giren Oğuz, bundan sonra mutlu olacağını, araba kullanacağı günleri beklediğini söyledi.

İki elini sallayarak yürüyen bizlerin bu hayale kavuşan Yusuf’un sevincini anlamamız mümkün olsa da derinden hissetmemiz pek de mümkün değil sanırım. Tıpkı 101 gün önce aramızdan ayrılan Neslican Tay’ın “Ben bir bacaktan ibaret değilim” deyip takma ayağıyla bize yaşam dersi vermesi gibi. Onun TEDx konuşmasında son söylediği “Benim için Sol bacağınızı da sevin" cümlesini duymadan evvel sol bacağımın varlığını bu denli anlayamamıştım. Şimdi kollarımı sallayarak yürümenin de ayrı bir ‘varlık’ olduğunun ne denli hayal edilesi olduğu. Kimse kimsenin yükünü bilemez ya, bazı yükler omuzlardan taşmış da, taşıyanı da yerle bir ediyor. Neslican’ın babası verdiği bir röportajda “Rüzgarlı bir havada, dümeni kilitlenmiş bir gemi gibi nereye çarparım, nasıl alabora olurum belli değil” diyor. Biricik kızının yokluğu, kendi varlığını tarumar ediyor. Tıpkı acılı baba Ahmet Acar gibi. Üzerinden bir yıl geçti ama o hâlâ kızının en azından cenazesini bulacağı umuduyla olayın geçtiği yerlerde. Yüzünde Kader Buse’sinden ayrı geçirdiği her günün çizgisi var. Yüreğinin karası yüzüne oturmuş. Kızından gayrı hiçbir nimeti kabul etmediğinden olsa gerek bir deri bir kemik kalmış. Yaşıyorsa bir lokma umuttan sanki.

Kader. En sorgulanmaması ama en sık söylediğimiz olgu. Yaşadığımız, yaşayacağımız her şey bir yerde mühürlü ve biz zamanı gelmeden onun bilgisine sahip değiliz. Düşünüyorum bazen, Ahmet Acar’ın kızı Kader Buse o hortumlu günde aracıyla dışarda olmasaydı, Neslican kansere yakalanmasaydı, Yusuf Oğuz kollarını kaybettiği o kazayı yaşamasaydı, kapısının önünde hiç tanımadığı kişi tarafından öldürülen Ceren o gün sokağa hiç çıkmamış olsaydı, yine de yaşanır mıydı, yaşadıkları. Benim gözümde ifadesi ağır olsa da evet yaşanırdı. Yaşanması ezelden kavilliyse, yeri ve zamanı gelince olan olacaktı. Bu, kadere boyun eğmişliğin verdiği bir durumdan daha öte bir şey. Kader Buse kanser değildi Neslican gibi ama aynı yaşta farklı sebeplerle babalarının yüreklerine kor ateşi koydular ve gittiler. Neslican kanser olmasa kapısının önünde hiç tanımadığı bir adam tarafından öldürülebilirdi tıpkı Ceren gibi. Ceren o gün sokağa çıkmasa dahi belki amansız bir hastalığın zehrinden ölecekti. Ölmelerini aklamak değil dediğim, zaten ne haddime. Kabullenmeyi öğretmek aciz tarafıma. Öyle öğreneyim ki, olayları bu pencereden de görebileyim. Olayların sonuçlarına göre sebeplerini öğrenip, bir daha yaşanmaması için hiçbir üzücü olayın, gayret seferberliği başlatalım ama…Ama işte kabullenmeyi de öğretelim aciz tarafımıza.

Şimdi iki bin on dokuzun son gününde yeni yılı tebrik eden kim bilir kaç kişi neler yaşayacak, daha yıl başını göremeden. Hayat, böyle büyük bir bilge işte. Dilerim yeni yaşına kollarını sallayarak yürümenin hayaline ulaşarak giren Yusuf’tan gelen öğretiyle, kolumuzu severiz. Dilerim Neslican’ın isteği gibi sol bacağımızı da severiz.

Dilerim yeni yılımız değil, her anımız kutlu olur. Verilen her anı kutsal bilip en iyi, en güzel, en hayırlı şekliyle yaşamayı nasip eder yüce Allah. Kaderimizde kaçınılmaz olan yaşayacaklarımız için de ‘kabullenme’ sabrı verir. Eğer ömür vefa ederse, duam dileğim hem bu dünyada iyilik ve güzellik ahirette de iyilik güzellik …

 

 

 

 

Döndü Çolak -Mavice
Kabullenmeyi de Öğretelim Aciz Tarafımıza